GÜLMİSAL GÜRSOY
SEYRAN - 16. BÖLÜM      (Tanıtım- Müzik Dosyası)             

 

SEYRAN

(Ken’an Rifâî Dîvânı’ndan Seçmelerle Baş Başa)

Artık Kitapçılarda ve İnternet Ortamında Satışta...

 

SEYRAN 16. BÖLÜMDEN KÜÇÜK BİR KESİT:


“Birkaç yüzyıl içinde, dünya eksen eğiminde öngörülemedik bir değişim
oldu. Buna bağlı olarak önce dünya ısındı sandık, bu ısınmayla buzullar eridi de
aslında… Toz, duman da oldu, sis de oldu, âfet de oldu, dünya yandı kavruldu
da… Fakat neden sonra anlaşıldı ki aslında güneş soğumakta olduğu için bunlar
oluyordu.
Güneş soğudukça etrafına manyetik bir dalga yaydı ve birbiri ardı sıra
felaketler tetiklenip durdu. Dünya buna bilmi, aklı, zekâyı seferber ederek kendince direniyordu fakat ne çare yıllarca süren iklim problemleriyle boğuşuldu.
Meteor yağmurlarından bitap düşülmüştü. Zaman geçti, her geçen an dünyada
nefes almak zorlaştı. Güneş, küçük bir yıldıza dönüşme yolunda hızla ilerliyordu.
Dünyada yaşam âdeta durmuştu. Nice hastalıklar hortladı. Tarihin derinliklerine
bakıldığında dünyayı terk edip başka yaşanabilir gezegenler arayanlar çoktu. Fakat ulaşılabilen hiçbir gezegen, dünyanın eski günlerine benzer bir yaşam için
yeterli değildi. İnsan aklını, zekâsını hep zorluyordu. Nice gezegenlerde de dünya
üzerinde de yaşanabilir fanus içi koloniler kurarak yaşama tutunuldu. Kâinatın
her neresinde olunursa olunsun her canlı bulunduğu koşullara uyum sağlayabilmek için de muazzam bir değişim geçiriyor ve bulunduğu yerin enerjilerini kendine hizmetkâr kılarak tüketiyordu. Dünya karanlıktı, dünya çok soğuktu! Teknoloji olmasa değil fanus içi yaşam, yörüngede tutunabilmek için geliştirilen hiçbir
yöntem de yoktu. Bu hâl üzere yüzyıllar geçti. Ama sonra bilim insanları ilginç bir
detay yakaladı.
...
Artık karanlık süreç yavaş yavaş geride bırakılıyordu. Ataların anlattıklarına benzemese de
kendine has bir ritimde gece, gündüz ve mevsimler oluşa koyulmuştu. Değişik
bitkiler, hayvanlar türedi de türedi. Fakat ne hazindir zorba insan ırkının baskısı
altında ezilen insanın çilesi de hiç bitmedi. Onlar da kahır çekmeye ne de alışmıştı bir kere! Uzun yıllar gün mü oldu gece mi başlarını kaldırıp da bakamadılar bile.
Oysa zorba insan, gün aydınlandıkça atalardan kalan bir efsanenin peşine düşmüştü. Dertleri, efsanede anlatılan hazineyi ele geçirmekti ama ne yaptılarsa
olamadı, hazineye ulaşılamadı. Zorba insan, bir gün vicdan sahibi birinin kapısını
çaldı. Onu bin tane ışıltılı söz ile kandırmayı başardı. Efsanedeki gizlem, vicdan
sahibiyle çözüldü. Hazinenin bulunduğu mağaranın başına varıldı. Ama mağara
bin bir tuzakla yol kesiyor, içine hiçbir insan evladını sokmuyordu, ta ki vicdan
sahibi vicdanını hatırlayana kadar... Vicdan devreye girince, mağaranın ağzını
sarmış ota, kurda, kuşa hürmet bilinince, mağaranın içine girip de hazineye ulaşılabilindi. Ama hazine denilen, duvardaki bir yazıdan ibaretti ve orada şöyle deniliyordu:
...

 

Günümüzden bir bakışla tasavvufî açıdan incelenen şiir, ilahî formuyla Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Sanatçısı Sayın AYŞE ERDAL tarafından seslendiriliyor.

 

 

 

 

 

Sayfa Başı