GÜLMİSAL GÜRSOY
ÇIKMAZ SOKAK (Kadem 22)

BİR KÜLTÜRÜN IŞIĞINDA; REFERANS
ÇIKMAZ SOKAK

27 Kasım 2015 günü bildiğiniz üzere Kadem Musiki ve Edebiyat Dergimizin bir ödül töreni oldu. Burada bana da ödül verdiler. Bundan dolayı çok mutlu olduğumu ve ödülle buluşmamı sağlayan, iltifata layık gören herkese çok teşekkür ettiğimi satırlarım aracılığıyla bir kes daha ifade etmek isterim. Gerek bu güzel geceden gerekse iki satırı kaleme alabilme nasibimden cesaret alarak müsaadenizle eserler ve alıntılar… hakkında bir iki hususu sizlerle paylaşmak istiyorum.


Öğretmen, ilkokul çocuğuna, dönem ödevi veriyor ve diyor ki; “Ödevinizi hazırlarken aman çocuklar kaynakça belirtin.” Yeri geliyor öğretmen, alıntıların nasıl bir disiplin içinde yapılması gerektiğini de anlatıyor vs. Fakat biz bazı yetişkinler, zaman zaman bu seviyede dahi olamıyoruz galiba. Benim de uzun yıllardır muzdarip olduğum bir konudur bu. Metin içlerinde, –çarpıcı- öyle cümleler geçebiliyor ki o cümleler yazara ait değil, fakat referans yoksa ben dahil her kes rahatlıkla o cümleleri yazara ait kabul edebiliyor ve bu yapıyı temel alıp yükselebiliyor.  Çok şükür ki çalışmalarımda dedim ki dedi ki den öteye mümkün olduğunca ana kaynağa yönelmeyi ve oradan beslenebilmeyi prensip edinmeye gayret göstermişimdir. Doğrusu kendimle bu konuda bir derdim yok. Hatalarım varsa da gözümden kaçmıştır, düzeltmeye her zaman hazırım, gerektiğinde özrümü de dilerim ama “Referansların ne önemi olabilir?” diyen zihniyetle doğrusu bir derdim var. Bu zihniyetin bir ucunu iyi tanırım. “Her şey Allah’ın eseri…  Kimin söylediğinin ne önemi var. Atmış işte falanca imzayı, uzatma.” diyen bir anlayışa sığınanları bilirim. Çok sıkışıldığı zaman referans bildirmek yerine “Başlık yeterli ya, ne kurcalıyorsunuz?!” diyen bir üslubun desteklenişine de şahit olmuşumdur… Bütün bu ifadeleri ise maksatlı bulurum ve altında ister istemez bir hinlik ararım. Eli de kalem tutan biriyim çok şükür. İşin ucunun bana da dokunduğunu ve dokunacağını bilirim. Bu sebeple kendi çalışmalarım konusunda da yeri gelirse bir çakalım yeri gelirse bir atmaca…


Bildiğiniz üzere uzun zamandır dergimizde “Ken’an Rifâî Divânı’nından Seçmelerler Baş Başa” başlığı altında bir çalışmam yayınlanıyor. Bu çalışma mutasavvıf Ken’an Rifâî’nin divânından muhtelif güftelerin –şiirlerin- tasavvufî açıdan incelenişini konu ediniyor. “Seçmeler” belirtmek isterim ki; boş bir sayfaya yazılmış fikri bir yazı değildir. Burada yazıya istikameti veren, neyin araştırılması, irdelenmesi, üzerinde düşünülmesi gerektiğine işaret eden, meseleyi ortaya koyan, kültürü tanıtan, beyitlerinden seslenmekte olan Ken’an Rifâî Hazretlerinin bizatihi kendisidir. Ben idrakim ölçüsünde neyi işitebildiğiysem onu kaleme almaya çalıştım. Projemi hayata geçirebilmek ve Ken’an Rifâî’yi daha iyi işitebilmek için ise öncelikle Hazretin eserlerine müracaat ettim. Cemalnur Sargut ve gurubundan destek aldım, Ayşegül Kaytaz’la sadeleştirme, zenginleştirme çalışması yaptım. Muhtelif İslâmî gurupların meseleye bakışlarını, tasavvufa yaklaşımlarını etüt ettim. Buna bağlı olarak konuya nasıl yaklaşmam ve hangi hususlara açıklık –netlik- getirmem gerektiğine dair uzun süre uğraş verdim. Hulasa, nefes bile almakta zorlandığım ortamlarda dahi mümkün olduğunca direnip -görgü ve edep diyemeyeceğim- fakat bilgi emmeye çalıştım. Ortaya çıkanları metin haline getirirken çektiğim sancılarsa bütün bu meşakkatli yapı içersinde küçük bir tebessümden ibarettir ancak… Oysa yaşadığım ortamın gerçeği torun olmam hasebiyle Ken’an Rifâî’ydi. Ben onun kültürüyle -bakış açısıyla- yoğruldum. Fakat buna rağmen “Ben yaptım oldu.” düşüncesini bir an bile aklıma getirmedim.


Tasavvuf kültürü günümüzde yeteri kadar bilinen bir kültür değil. Medyanın ise dikkatini çektiği muhakkak. Dolayısıyla boyalı basın, renkli hayatlar kültüre yönelik önemli birer reklam unsuru. Kültüre hâkim olanlar ise sayılı. Doğrusu, referans endişesi taşımamayı, “ben yaptım oldu. O halde; iyi olan hatta mükemmel olan budur” anlayışı, istense ve boyalı basından destek alınsa rahatlıkla oturtulabilinir. Böylece kof da olsa marka da yaratırsınız. Para da şöhret de sizi bulur. Ancak yürüdüğünüz bir çıkmaz sokaktır. Geri dönüşünüz ise çok zor olur. Kültür gerçek haliyle kendini tanıttıkça elde patlayan bir bombaya dönüşürsünüz. Size de bize de güzeller güzeli bir kültüre de yazık olmaz mı sizce?


Benim de örnek aldığım eserler ve sanatkârlar var. Mesela “Ken’an Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık” adlı eserden bahsetmek isterim. Burada  Ken’an Rifâî’nin sohbet notları, dikkat çektiği menkıbeler yer alıyor ve kaleme alanların Hazret hakkındaki fikirleri –değerlendirmeleri- neşrediyorlar. Kaleme alanlar: Samiha Ayverdi, Sofi Huri, Nezihe Araz, Safiye Erol. Burada incelediğinizde göreceksiniz muazzam bir titizliğe şahit oluyorsunuz. Bunu Ken’an Rifâî söylüyor, bunu Samiha Ayverdi söylüyor vs. bu çizgi çok net. Buna rağmen; kaleme alanların Hazretin ifadelerinde nasıl erip yok olduklarını, Hazretin deryası ile nasıl var olduklarını -var oluşlarına nasıl anlam kattıklarını- fark ediyorsunuz. Üstelik bu söz konusuyken kaleme alan bu şahsiyetlerin özgünlüklerini korudukları da ortada. Neticede yiğitler yoğurt yiyor ama her yiğidin yoğurt yiyişi bir başta… Elbette ki söz konusu olan bir eserdir ve netice olarak para da şöhret de gelebilir gelmelidir de ama bu kimin umurunda olmuş ki! Onlar önce insan demişler. İnsanlığa hizmet, insana insanlığını kazandırmak, bu uğurda yolu açmak, göstermek, aydınlatmak. Hedef bu. Bu ise referansları karartarak olur mu hiç? Her gün yeni bir başlangıç. Referanslar üzerindeki ışığı uyandırmak o kadar zor bir iş değil.  O halde uyandıralım. Haklıya hakkını teslime özen başladıkça açılmadık kapı kalabilir mi hiç? İster organizasyon düzenleyelim, ister kitap yazalım, ister resim yapalım vs. bir başkası olma hevesiyle yolda yürünür mü hiç? Allah herkese hayırlı hizmetler nasip etsin. “Allah'a giden yollar, canlıların aldığı nefesler adedincedir.” Buyruluyor. Böyle bir zenginlik söz konusunu bu zenginliğin bilincinde olalım hem bir olduğumuzun farkına varalım hem de özgün olalım.


Tasavvuf kültüründen keyif alan sizler eminim ki en az benim kadar bu ve benzeri konularda hassassınız.  Bu hassasiyeti hep koruyup kollamanızı can-ı gönülden dilerim. Allah haktan hukuktan ayırmasın, muhabbetini eksiltmesin. Aptal yerine da koydurtmasın, nefsimizin esiri olacağız diye de diretmesin. İnşallah. Amin.

İLETİŞİM BİLGİLERİ : Kadem Musiki ve Edebiyat Degisi   -   Türk Kültür ve Sanat Derneği -/ ...... YAZARA E POSTA GÖNDERİMİ.....
Sayfa Başı