GÜLMİSAL GÜRSOY

SEYRAN - 15. BÖLÜM          (Tanıtım- Müzik Dosyası)               

SEYRAN

(Ken’an Rifâî Dîvânı’ndan Seçmelerle Baş Başa)

Artık Kitapçılarda ve İnternet Ortamında Satışta ...

 

SEYRAN 15. BÖLÜMDEN KÜÇÜK BİR KESİT:

...Korkma bu kadar kendinden, aslından, hakikatinden… Sendeki seni bilmemektir esas korkulması gereken. Sendeki seni bilmez isen nasıl da komik ve acı hâdisler yaşanabiliyor, bir bilsen. İşte bunlardan bir örnek:
Vaktin birinde meşhur gölge oyunumuz “Karagöz ile Hacivat” sahnelenirken seyircilerin arasına bıçkın bir adam karışmış. Adam, homurdanarak oyunu izliyormuş ancak oyunun sonuna yaklaşırken bakışlarını sahnedeki kuklalara kilitleyerek öfke ile bağırmış: “Vay ahlaksızlar, çekilin sevenlerin arasından.” Seyirci şaşırmış, adam öfkeli, sahnede ise oyun kesintisiz sürmekte ama Adam elini silahına atıp ara bozucu karakterlere ateş etmez mi! “Vay Ağa, ne yapıyorsun?” demişler fakat ortalık ânında toz dumana boğulmuş…
“Yok artık daha neler, böyle bir şey gerçek olamaz.” demeyin. Biraz dikkatli bakarsak hayat -zaman zaman da değil genellikle- bu tip hâdiselerle dolu değil mi? İnsan, çoğu kez kalıba takılıp kalıbın ardındaki hakikati yok sayabiliyor.
Zîra bu hayatta karşımıza türlü türlü karakterler çıkabiliyor, onların pek çoğu yeri geliyor yol kesebiliyor, kırıp dökebiliyor, parçalayabiliyor ancak bizlerin onlara bakışları çoğu zaman o bıçkın adamdan farklı maalesef olamıyor ki. Oysa insan, kendiyle yüzleşebilse, kendiyle barışabilse, aslını fark edebilse, belki karşımızdaki nefsine esir düşüp kendine ihanetle bol bol saçmalayacak ama bize acaba onun aracılığıyla ne anlatılıyor diye bir düşünebilsek… Burada var bir garip denge.
Zor iş. Laf kolay da imanın gereğini hayata yerleştirebilmek, zor iş!
“Herkesi, her zerreyi Allah yarattı, mazlumu da Allah yarattı.” diyebilmek iman
sahibi için kolay olsa da “Zalimi de Allah yarattı.” diyebilmek, zor iş!
“Hâdiselerin anlattığı bir hakikat var.” deyip o hakikati arayıp bulabilmek,
onunla canımız yansa da yüzleşebilmek zor iş!
Hak yeniyorsa, zulüm sergileniyorsa bunlarla mücadele şüphesiz elzem
ama bu yolda bıkmadan, usanmadan, yılmadan, yıkılmadan, nefsin bencilliklerine, kurnazlıklarına yenilmeden, insan onuruna yaraşır şekilde yürüyebilmek zor iş!
Bin kere düşüp bin kere kalkmak, yenilgilerden dibe vurmamak zor iş!
Batağı, pisliği, çamuru teşhis edebilmek zor iş! Oradan kurtulabilmek çok zor iş!
Bütün bunlar ve benzerleri zor iş olsa da başarı imkânsız mı acaba?
...
Tasavvuf, bir masal değil elbet, hayatın ta kendisi, bir yaşama sanatı,
daha da ötesi insan olma sanatı. Bu sanata aşina olsak bile dengeyi -olması gereken çizgiyi, duruşu, yaşayışı- kaçımız başarabiliyoruz acaba? Üstelik kendimizden -aslımızdan, hakikatimizden- bu kadar korkarken…
Dilerseniz yine tutalım Hazret’in elini ve korkusuzca bakalım önce aslımıza sonra aslımıza rağmen yaptıklarımıza. Ve tutalım yine Hazret’in elini, mahcubiyetle eğelim şu dik durduğunu sanan ama kendine ihanetten perişan düşmüş
nefsimizi… Nasıl mı? Buyurun yürüyelim yeni bir ummâna daha…

...


Günümüzden bir bakışla tasavvufî açıdan incelenen şiir, ilahî formuyla Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Sanatçısı Sayın AYŞE ERDAL tarafından seslendiriliyor.

Sayfa Başı