SEYRAN
(Ken’an Rifâî Dîvânı’ndan Seçmelerle Baş Başa)
Artık Kitapçılarda ve İnternet Ortamında Satışta
SEYRAN 20. BÖLÜMDEN KÜÇÜK BİR KESİT:
Kaç yaşında bir çocuktu bilinmez. Kırk mı elli mi dile gelmez. Düştü külkedisinin ayakkabısının peşine. Olduracaktı o ayakkabıyı kendine. Buldu da nihayetinde aradığını, ama o nasıl şeydi öyle! Zorla içine girsen de yürünmüyordu ki bu
meretle. Ayakkabının derdine, düştü kalktı belki bin kere. Yara bere içinde kalsa
da bebecik yürüdü o meretle kendince. Sonra bir ayna buldu baktı hâline. Hiç
yakışmamıştı ayakkabı onun gibi birine. “Ama” dedi “Olsun, meşhur külkedisinin
ayakkabısı budur işte.” Sonra bir sivrisinek kondu burnunun dibine. Sivrisinek
olmaktan ne kadar da hoşnuttu o öyle! Oysa bizim bebeciğin canı çok yanıyordu,
ayakkabı sıkmış, ayakları paramparça olmuştu, sivrisineğe bile imrenerek bakıp
durdu.
Sivrisinek atladı, zıpladı, biraz bebecikten de kan topladı, vızıldanarak hopladı, bir papatya buldu onu bir güzel kokladı, mutlulukla dans ederken azıcık
sağa sola da tosladı, aldırmadı, bir çöplük buldu bir güzel karnını orada da doyurdu, oynadı. Bizim bebecik, şaştıkça şaştı hâle. Kıskançlıkla baktı bizim sivrisineğe. Derinden bir “of!” çekip ayakkabıları bebecik çıkardı, attı. Ama bu sefer de
bir prensin teki fırladı. “O benim sevdiğimindir.” dedi, ayakkabıları kaptığı gibi
vınladı… Bebecik çok üzgündü, uzun uzun ağladı. Neden sonra anladı; yalınayak
kalsa da oh çok şükür artık canı yanmadı. “Külkedisinin ayakkabısı da varsın
onun olsun, hiç bana yakışabilir mi böyle basit bir ayakkabı! Elbet bulurum ondan daha da güzel olanı.”… Bebecik aradı, taradı da aslında, kendince buldu nice
güzel ayakkabıyı dükkânlarda. Ama cepte para yoktu ki, kapanı verdi nice kapılar
ona. Evine vardığında bulacaktı en güzelini belki dolabında. Ama o, istiyordu
yeni bir tane daha.
Aynı sivrisinek, bebeciğim karşısında belirdi bir anda. Vızıldanarak döndü
belki onun çevresinde bin defa. Bizim bebecik ondan kurtulmak için ne yaptıysa
olmadı. Sivrisinek vızıldaya, vızıldaya onu önüne kattı, yola koydu, yolladı. Eleman arayan bir fırının önüne vardıklarında sinek, kesti vızıltısını. Rahatlamıştı
bebecik, başını kaldırıp baktı. Gördü ilanı fırın camında, sivrisinek ise yere düşmüş bir buğday tanesinin tepesinden âdeta gülümsüyordu hayata. Bebecik, ilanı
görünce biraz da sinek vızıltısından yılgınlıkla daldı fırına. Gerçi, işi kendine layık
bulamamıştı ama yeni bir ayakkabı istiyorsa çalışacaktı o fırında...
Sonra yine ne oldu bilinmez fakat ortaya yine çıktı ki Allah dilerse bir sivrisineği bile doğruyu bulmak, görmek için vesile kılar, lakin anlayana sivrisinek saz,
anlamayana davul zurna az...
...
Günümüzden bir bakışla tasavvufî açıdan incelenen şiir, ilahî formuyla Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Sanatçısı Sayın AYŞE ERDAL tarafından seslendiriliyor.